1444 Nemrut Depremi: Ateş Dağı ve Doğrulanamayan 30 Bin Ölü
1441'de Van Gölü'nün batısındaki Nemrut yanardağı gürleyerek yarıldı, kuzey yamacından lav aktı; bir Ermeni kaydı ateşi, dumanı ve zehirli kokuyu anlatıyor. NOAA kataloğu bölgeye 1444 tarihli, 30 bin ölülü bir deprem yazıyor, ama tek dayanağı 1978 tarihli bir katalog ve okunabilen hiçbir çağdaş kaynak bu ölüleri anmıyor. Ahlat'ın savaş yılları, Kantaşı lavları ve Selçuklu Mezarlığı üzerinden kaynakları tartan bir anlatım.
15. yüzyılın ortası. Van Gölü'nün kuzeybatı kıyısında, bir zamanlar "İslam'ın kubbesi" diye anılan Ahlat, savaşlarla yorgun düşmüş bir kale şehridir. Hemen güneybatısında, tepesi çökmüş dev bir yanardağ yükselir: Nemrut. 1441'de dağ gürleyerek yarılıyor, yarıktan ateş ve kara duman yükseliyor. Amerikan veri merkezi NOAA'nın kataloğunda ise bu bölgede 1444 yılına ait, 30 bin kişinin öldüğü bir deprem yazılı. Bu yazı, o rakamın izini sürüyor ve dürüst bir sonuca varıyor: bu ölü sayısını doğrulayacak bir kaynak bulunamıyor.
Depremden önce
Ahlat, Van Gölü'nün kuzeybatısında, göle doğru eğimli bir platonun üzerindedir. Kuzeydoğusunda Süphan Dağı, güneybatısında Nemrut Dağı ufku kapatır. 12. yüzyılın başından itibaren Sökmen el-Kutbî'nin kurduğu Ahlatşahlar Beyliği'nin başkentidir ve İslam dünyasında Buhara ile Belh'e benzetilir. Şehrin adı da kalabalığını anlatır: tarihçi İbnü'l-Esîr'e göre Araplar şehre, halkı Arapça, Farsça ve Ermenice konuştuğu için "karışık" anlamında Hılat demiştir.
Ahlat depremleri tanıyan bir şehirdir. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi'nin Ahlat maddesine göre şehir 1246 ve 1275-76 yıllarındaki depremlerde harabeye döner, ama önemini yitirmez; İlhanlı hükümdarı Olcaytu döneminde eyalet merkezidir.
15. yüzyılın ilk yarısında bölge savaş alanıdır. Ermeni din adamı ve tarihçi Tovma Metsopetsi, Karakoyunlu hükümdarı İskender'in 1422'de Ahlat'a yürüdüğünü, ertesi yıl Bitlis ve Ahlat üzerine yeniden geldiğini, emir Şemseddin'den Ahlat kalesini istediğini anlatır. Metsopetsi'ye göre Şemseddin, kalenin önünde kemerini çözüp yeniden sıkıca bağlayarak içeridekilere teslim olmamaları için işaret verir ve İskender onun başını vurdurur. Kale yine de düşmez. 1436'da Metsopetsi ve öğrencileri, Timurlu ordusundan kaçarak Ahlat, Erciş ve Adilcevaz'a sığınır; dağlardan inen silahlı gruplardan da kaçmak zorunda kalırlar. Ahlat, 1440'lara bu yorgunlukla girer.
Ateş dağı
Ahlat'ın kaderini yalnız ordular değil, toprağın altı da belirler. Bölge, Arap levhası ile Avrasya levhasının çarpıştığı kuşaktadır; doğu Türkiye'deki deprem ve volkan etkinliği bu çarpışmadan gelir. Van Gölü de büyük ölçüde fayların çökerttiği bir tektonik göldür.

Nemrut, bu kuşaktaki bir stratovolkandır. Yaklaşık 1 milyon yıl önce oluşmaya başlar. Orta Pleyistosen'de, bugünkü bilgilere göre 250 bin yıl kadar önce, büyük bir patlamanın lav akıntısı suların Muş ovasına akışını keser ve Van Gölü'nü kapalı bir göle çevirir. Dağın konik tepesi içine çöker; geriye 8,3 kilometreye 7 kilometrelik bir kaldera kalır. Bu Türkiye'nin en büyük kalderasıdır.
Dağ, bu büyük çöküşten sonra da susmaz. Kalderanın içinde ve kuzey yamacında, bir fay hattı boyunca onlarca küçük krater ve maar açılır. Ahlat'ın Selçuklu dönemi yapılarında kullandığı Ahlat taşı da Nemrut'un eseridir: jeolog Özgür Karaoğlu ve arkeolog Sinan Kılıç'ın Mavi Gezegen dergisindeki yazısına göre bu taş, Nemrut'un püskürttüğü, kaynaşmış bir volkanik kül kayasıdır, yani ignimbirittir.
1441: Dağ yarılıyor
1441 yılı, Ermeni dünyası için zaten önemli bir yıldır. Metsopetsi'nin de aralarında bulunduğu din adamları, Ermeni katolikosluğunu Kilikya'daki Sis'ten Eçmiyadzin'e geri taşır. Aynı yıl Van Gölü'nün batısında başka bir olay yaşanır.
15. yüzyıla ait bir Ermeni kaydı, Ahlat ile Bitlis arasındaki Nemrut adlı dağın birden ağır bir gök gürültüsü gibi gürlemeye başladığını anlatır. Kayda göre dağ "bir şehir genişliğinde" yarılır. Yarıktan, koyu ve dönen bir dumanın içinden alevler yükselir. Dumanın kokusu o kadar ağırdır ki insanlar hastalanır. Alevlerin içinde kızgın taşlar parlar, kocaman kayalar gürültüyle havaya fırlar. Kayda göre bunu başka vilayetlerdeki insanlar da açıkça görür.
Bu anlatımda dikkat çeken bir şey vardır: kayıt gökyüzünü, yarığı, ateşi ve kokuyu anlatır, ama yıkılan evlerden, çöken kale duvarlarından ya da ölü sayısından söz etmez. Okunabilen anlatım bir yanardağ patlamasının anlatımıdır.
Kantaşı: lavın izi
Ermeni kaydının anlattığı yarık bugün hâlâ görülebilir. Karaoğlu ve Kılıç'a göre Nemrut kalderasının kuzeyinde 4-5 kilometre boyunca uzanan büyük bir fay zonu vardır. Açılma çatlağı biçimindeki bu kırık hattında 8 metre genişliğinde derin çukurlar bulunur. M.S. 1441'de bu hattan beş ayrı koldan bazalt lavları çıkıp akar. Araştırmacılar bunları Türkiye'nin bilinen en genç volkanik ürünleri olarak tanımlar.
Siyah, yer yer koyu kızıl renkteki bu lavlar bugün hâlâ tazedir. Yöre halkı onlara "Nemrut'un Pis Kanı" der: efsaneye göre Tanrı'nın gazabına uğrayan Kral Nemrut öldüğünde kanı dağdan akıp pıhtılaşmıştır. 1960'taki topoğrafya çalışmalarında bu ad haritalara "Nemrut Kantaşı" olarak geçer. Yazın Batman'dan gelen göçerler bu lav akıntılarının önünde konaklar.
Yüz elli yıl kadar sonra, 1597'de, Bitlisli Şerefhan Şerefname'yi yazar. Mehmet Emin Bozarslan'ın çevirisine göre Şerefhan, dağın kuzeyinde demirci körüğünden akan kara suya benzeyen, demirden ağır bir akıntıdan söz eder; akıntı fışkırır ve hızla uçuruma iner. Karaoğlu ve Kılıç, bu kara akıntıyı kraterin kuzeyindeki Orta Çağ patlamasının izi olarak yorumlar. Kaynaklar bundan sonraki etkinlik konusunda tam anlaşmaz: bazı yayınlar 1597'yi ve 1692'yi de patlama yılı olarak sayar, bazıları ise son lavın 1441'de aktığını yazar.
1444 kaydı ve 30 bin ölü
Bu depremin sitemizdeki yeri, Amerikan Ulusal Çevre Bilgi Merkezleri'nin (NOAA NCEI) Önemli Depremler Veritabanı'ndan gelir. Veritabanında 600 numaralı kayıt şöyledir: yıl 1444, yer "Türkiye: Nemrut Dağları", koordinat 38,7 kuzey ve 42,2 doğu, ölü sayısı 30 bin. Ay, gün, büyüklük ve şiddet bilgisi yoktur. Kaydın dayandığı tek kaynak, M. S. Nabavi'nin 1978'de Tahran Üniversitesi'nin dergisinde yayımlanan İran'ın tarihî depremleri kataloğudur.
Aynı veritabanında 598 numaralı ikinci bir kayıt daha vardır: yıl 1441, yer "Türkiye: Van, Nemrut", ölü sayısı yok, yalnızca "ağır hasar" kodu var. Kaynağı yine Nabavi'dir ve NOAA bu kaydı "mükerrer" olarak işaretlemiştir. Yani aynı katalogdan gelen iki kayıt, büyük olasılıkla aynı olayın iki farklı tarihle yazılmış hâlidir: 1441 Nemrut patlaması.
Bu yazı için okunabilen kaynakların hiçbiri 1444'te Nemrut ya da Ahlat çevresinde bir deprem anlatmıyor. 15. yüzyıla ait Ermeni kaydı ölüden söz etmiyor. Bölgede o yıllarda yaşayıp yazan Metsopetsi'nin tarihinin İngilizce çevirisinde ne Nemrut ne de bir deprem geçiyor. Diyanet İslam Ansiklopedisi Ahlat'ın 1246 ve 1275-76 depremlerini sayarken 1440'larda bir deprem anmıyor. Bu yüzden 30 bin rakamı, kaynağı açıkça gösterilemeyen bir sayıdır. Rakamı tartmak için bir ölçü: 16. yüzyıldaki Osmanlı sayımına göre Ahlat'ın toplam nüfusu 1.600 civarında tahmin edilir. Bu, bir yüzyıl sonrasına ait ve savaşlarla küçülmüş bir şehrin sayısıdır; yine de 30 bin ölünün bölge için ne kadar büyük bir kayıp olacağını ve böyle bir felaketin çağdaş kayıtlara hiç girmemiş olmasının ne kadar şaşırtıcı olacağını gösterir.
Kesin olan şudur: 1441'de Nemrut patlar, kuzey yamacından lav akar ve olay bölge halkını dehşete düşürür. Bir depremin eşlik edip etmediği, kimin öldüğü, kaç kişinin öldüğü bilinmiyor.
Ahlat'ın zor yüzyılı

Ahlat'ın 15. yüzyılın ikinci yarısındaki sıkıntıları ise ansiklopedide ayrıntılıdır, ama bunlar insan eliyle gelir. Karakoyunlu hükümdarı Cihan Şah 1452 ve 1457'de Ahlat ve Bitlis bölgelerini yağmalar, pek çok kişiyi esir alır. 1462'de dört komutanını gönderip Ahlat'ı kuşattırır; şehir vergi vererek kuşatmayı kaldırtır. 1472'de Akkoyunlu komutanı Bayındır Bey altı ay süren bir kuşatmadan sonra Ahlat'ı alır ve kaleyi yıktırır. Bayındır Bey öldüğünde Ahlat'a gömülür; kitabesine göre eşi Şah Selime Hatun'un yaptırdığı Emir Bayındır Kümbeti bugün de ayaktadır.
Ahlat, Erciş ve Adilcevaz, Kanuni Sultan Süleyman'ın Irakeyn Seferi'nin (1533-1535) sonunda Osmanlı topraklarına katılır. Osmanlılar birkaç yıl sonra göl kıyısında yeni bir hisar yapar; yeni Ahlat orada kurulur. Eski şehir, mezarlarıyla birlikte yamaçta kalır.
Taşta kalan şehir

Eski Ahlat'tan bugüne en çok kalan şey, Nemrut'un taşından oyulmuş mezarlardır. Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Orta Çağ'a ait dünyanın en büyük Türk-İslam mezarlığı olarak tanıtılır ve 2000'den beri UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi'ndedir. Türkçe Vikipedi'ye göre 210 dönümlük alanda yaklaşık 8.200 mezar taşı vardır; bunların 118'i anıt niteliğindedir.
Taşların en tanınanları, boyları 3,5 metreyi bulan, dört yüzü de süslü, dikdörtgen prizma biçimindeki şahidelerdir. Ansiklopedi bunları 12.-15. yüzyıllar arasına tarihler. 2010'da Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi'nin ortak projesiyle bakım ve onarım çalışmaları başlar; bu çalışmalarda 700 mezar taşının kitabesi çözümlenir. Kazılar, aynı toprağa yüzyıllar boyunca farklı toplulukların gömüldüğünü, Müslüman mezarlarının yanında Hristiyan mezarlarının da bulunduğunu gösterir. Mezar taşlarının bir kısmı, Ermeni haçkarlarının etkisini taşır.
Neyi değiştirdi
1444 Nemrut kaydı, tarihî deprem kataloglarının nasıl okunması gerektiğinin bir örneğidir. Bir volkan patlaması, bir katalogda iki ayrı tarihle iki kez yazılabilir; bunlardan birine kaynağı belirsiz bir ölü sayısı eklenebilir ve bu sayı sonraki listelere taşınabilir. Bu yüzden her tarihî rakamı ilk kaynağına kadar izlemek gerekir. 1444 için bu iz, okuyabildiğimiz kaynaklarda bir ölü sayısına ulaşmıyor.
Patlamanın kendisi ise gerçek ve önemlidir. 1441 lavları, Nemrut'un tarihî dönemde etkin olduğunun en açık kanıtlarından biridir. 20. yüzyılın ilk yarısında sönmüş sayılan Nemrut, ancak 1980'lerde yeniden incelenir ve uyuyan bir volkan olarak sınıflandırılır.
Bugün

Nemrut'un kalderasında bugün tatlı sulu Nemrut Gölü ile sıcak su kaynaklarıyla beslenen küçük Ilı Gölü vardır. Gölün dibi yüzeyinden sıcaktır; kalderada fumarol çıkışları sürer. Ekim 2003'te volkanın çevresine, Türkiye'de ilk kez, gerçek zamanlı bir sismik sensör ağı kurulur; ağ ilk üç yılda büyüklüğü 1,3 ile 4,0 arasında 133 sarsıntı kaydeder. Son 150 yılda Nemrut'a 30 kilometre uzaklık içinde olan önemli depremler arasında 18 Mayıs 1881'deki 6,7 büyüklüğündeki deprem de vardır.
Yanardağın çevresinde Tatvan, Bitlis, Ahlat ve Güroymak gibi yerleşimler bulunur. Ahlat'ın nüfusu 2021'de 27.563'tür. Van Gölü havzası depremle yaşamaya devam ediyor: 23 Ekim 2011'de Van'ı vuran 7,1-7,2 büyüklüğündeki depremde AFAD'ın açıkladığı rakama göre 604 kişi ölür. Ahlat'ta ise eski şehrin yamacında, Nemrut'un taşından oyulmuş binlerce şahide, gölü ve dağı görerek durmaya devam ediyor.
Kaynaklar
- NOAA NCEI, Önemli Depremler Veritabanı, 600 numaralı kayıt (1444, Nemrut Dağları) ve 598 numaralı kayıt (1441, Van-Nemrut, mükerrer işaretli)
- Nabavi, M. S. (1978). Historical Earthquakes in Iran c. 300 B.C. - 1900 A.D. Journal of the Earth and Space Physics, 7(1), 70-117 (NOAA kaydının dayandığı kaynak; bu yazıda doğrudan okunamadı)
- Karaoğlu, Ö. ve Kılıç, S. (2017). Nemrut Volkanı ve Kral Nemrut'un Efsanesi. Mavi Gezegen, 22, 28-37. TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası.
- Karakhanian, A. ve diğ. (2002). Holocene-historical volcanism and active faults as natural risk factors for Armenia and adjacent countries. Journal of Volcanology and Geothermal Research, 113, 319-344 (Karaoğlu ve Kılıç'ın aktardığı biçimiyle)
- Şerefhan (1597). Şerefname, çev. M. E. Bozarslan (Karaoğlu ve Kılıç'ın aktardığı biçimiyle)
- Tovma Metsopetsi, Timur ve Ardıllarının Tarihi, İngilizce çev. R. Bedrosian (1977)
- Sümer, F. Ahlat maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi
- Vikipedi (İngilizce), Nemrut (volcano), Ahlat, Lake Van, Tombstones of Ahlat, 2011 Van earthquakes (başlangıç kaynağı)
- Vikipedi (Türkçe), Ahlat Selçuklu Mezarlığı, Nemrut Dağı (Bitlis), Emir Bayındır Kümbeti (başlangıç kaynağı)
