1992 Erzincan Depremi İftar Sofrasında Geldi
13 Mart 1992'de, ramazanda iftar saatinde 6,8 büyüklüğündeki deprem Erzincan'ı yıktı; 653 kişi öldü. Hastanelerin çöktüğü gece, 187 saat enkaz altında kalan hemşire ve şehrin yeniden kuruluşu.
13 Mart 1992, Cuma. Ramazan ayının ortası. Erzincan'da oruçlar yeni açılmış, sofralar kurulmuş, camiler teravih için dolmaya başlamış. Saat 19:18'de Fırat ovasının altından gelen sarsıntı, elli üç yıl önce yerle bir olan bu şehri bir kez daha yıkacak. Bu yazı, o gecenin ve sonrasındaki günlerin hikâyesi.
Depremden önce

Erzincan, depremle yaşamayı bilen bir şehirdir. 27 Aralık 1939 gecesi yaklaşık 33 bin kişinin öldüğü büyük depremden sonra şehir, eski yerinin birkaç kilometre kuzeyine taşınarak yeniden kurulmuştu. Yeni şehrin caddeleri, bir gün yeniden deprem olursa kurtarma ekipleri kolay hareket edebilsin diye geniş ve düz çizilmişti. 1939'dan sonra yapılan tek katlı "afet evleri" kentin pek çok mahallesinde hâlâ duruyordu.
Ama 1992'ye gelindiğinde Erzincan büyümüş, ovaya doğru yayılmıştı. Yaklaşık 92 bin kişinin yaşadığı şehirde yeni yapılar artık tek katlı değildi. Yönetmelik bu bölgede en fazla üç kata izin verirken, son yıllarda devlet eliyle yapılan pek çok kamu binası dört, beş, hatta yedi kata çıkmıştı. Yeni apartmanların çoğu da beş katın üzerindeydi.
Şehrin altında ise Fırat'ın doğduğu ovanın yumuşak, suya doymuş alüvyon toprağı vardı. 1983'teki Erzurum-Kars depremi Erzincan'daki bazı büyük binalarda hasar bırakmıştı. Hazırlanan raporlar Urartu Oteli'nin, Vakıf İş Merkezi'nin, hemşire yurdunun, doğumevinin, otogarın ve şehrin üç hastanesinin güçlendirilmesini istemişti. Sonradan yapılan incelemeler, bu binalarda çoğunlukla yüzeysel onarımlarla yetinildiğini gösterecekti.
Bilim insanları da uyarıyordu: 1939'da Kuzey Anadolu Fayı'nın yaklaşık 360 kilometrelik bölümü kırılmıştı. Kırılmadan kalan doğu ucunda yıkıcı bir deprem bekleniyordu.
Sarsıntı
Saat 19:18. Gün boyu oruç tutan insanların çoğu evlerinde iftar sofrasında, bir kısmı lokantalarda, bir kısmı da camilerdedir. Hava soğuk ve nemlidir; çocuklar evlerin içindedir.
Yer önce bir kez, ardından yaklaşık 15 saniye sonra bir kez daha, 28. saniyede üçüncü kez sarsılır. Büyüklüğü 6,8'dir ve merkez üssü şehrin ticaret merkezine on kilometreden daha yakındır. Kandilli Rasathanesi'nin kayıtlarına göre sarsıntı yaklaşık otuz saniye sürer.
Elektrikler kesilir. Karanlıkta çok katlı binalar birbiri ardına çöker. Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) Hastanesi'nin üç katı yıkılır. Devlet Hastanesi'nin hemşire yurdu olarak kullanılan kanadı çöker. Sağlık Meslek Lisesi'nde 62 öğrenci enkaz altında kalır. Roma ve Urartu otelleri, Şehir Kulübü, il kütüphanesi, kültür merkezi ve şehrin yetimhanesi yıkılan ya da ağır hasar gören binalar arasındadır.

Demirkent Camii'nde teravih için toplanan cemaatin üzerine minare devrilir; minare çatıyı delerek içeri düşer ve 27 kişi hayatını kaybeder.
Fevzi Paşa, Halit Paşa ve Ordu caddeleri boyunca uzanan iş hanları, bankalar ve otellerden geriye beton yığınları kalır. Buna karşılık 1939'dan sonra yapılmış tek katlı prefabrik afet evlerinin çoğu ayakta kalır.
İlk saatler

İlk kurtarma çalışmasını, enkazın başına koşan aileler ve komşular başlatır. Ellerinde ne alet vardır ne eğitim. Şehrin elektriği kesik olduğu için enkazlar, araba farlarının ve el fenerlerinin ışığında kazılır. Sıcaklık sıfırın altındadır.
Felaketi yönetmesi gereken insanlar da felaketin içindedir. Valinin, vali yardımcılarının, emniyet müdürünün, belediye başkanının yakınlarından kayıplar, yaralılar vardır. İl Kurtarma ve Yardım Komitesi, ilk saatlerde fiilen toplanamaz. Binlerce kişi sokaklarda yakınlarını ararken yüzlercesi şehri terk etmeye çalışır.
Şehrin üç hastanesi de, Devlet Hastanesi, SSK Hastanesi ve Asker Hastanesi, yıkılmış ya da ağır hasar görmüştür. Hastalar dışarı taşınır, yaralılar için açık havada çadırlar kurulur. Futbol stadına seyyar bir hastane kurulur. Yaralılar ambulanslarla, taksilerle, özel arabalarla Erzurum'a, Elazığ'a, Tunceli'ye, Gümüşhane'ye, hatta Ankara'ya taşınır.
Haber şehirden zorlukla çıkar. Saat 20:36'da Associated Press haberi dünyaya geçer. TRT, Cuma akşamı programındaki eğlence yayınlarını iptal eder. Gece 23:30'da Cumhuriyet gazetesine telefonla ulaşan bir kamu görevlisi, şehirde gördüğü manzarayı tek kelimeyle anlatır: "Felaket." SSK Hastanesi'nin yıkıldığını, yangınların sürdüğünü, çok sayıda kişinin enkaz altında olduğunu bildirir.
Aynı saatlerde Erzincan Özel Tip Cezaevi'nde, depremin açtığı duvar yarıklarından yararlanmak isteyen tutuklular kaçmaya çalışır. Jandarma cezaevini kuşatır; isyan bastırılır, tutuklular Erzurum ve Gümüşhane cezaevlerine sevk edilir.
Şehre ilk el uzatanlardan biri komşu Erzurum olur. Erzurum Valisi'nin görevlendirdiği Vali Yardımcısı Hayrettin Balcıoğlu, depremden yedi saat bile geçmeden, gece saat 02:00'de, 13 ambulans, 70 doktor, 100 hemşire, ilaç ve yiyecekle Erzincan'a ulaşır. Şehirde o saatte henüz düzenli bir arama kurtarma çalışması yoktur.
Erzincan'daki Üçüncü Ordu'nun komutanlığı, askerî birliklerdeki hasarı belirledikten sonra askerleri şehre gönderir. Aynı gece Geçit-Demirkapı mevkiinde demiryoluna çığ düşer; şehre giden tren yolu kapanır. Şehre ilk yardım, Hava Kuvvetleri'ne ve Türk Hava Kurumu'na ait iki uçakla ulaşır.
Sabah: gerçek tablo

Gün ağardığında Erzincan'ın merkezi tanınmaz hâldedir. Şehir merkezindeki 8.778 konut ve iş yerinden yaklaşık 2 bini çökmüş ya da ağır hasar görmüştür; 2.800'ü orta hasarlıdır.
Cumhuriyet gazetesinin muhabiri, sabaha karşı saat beşte Şehir Kulübü'nün enkazı önünde oturan yaşlı bir kadını anlatır. Kadın, toprağın altındaki oğluna sesini duyurmaya çalışmaktadır: "Oy oğul, çık kara toprağın altından. Bir ses ver..."
Gün boyu ölü sayısı arttıkça aileler yakınlarını, resmî kayda bile geçirmeden, kendi elleriyle toprağa vermeye başlar. Bu nedenle sonradan pek çok yetkili, gerçek kaybın resmî rakamlardan yüksek olabileceğini dile getirecektir.
Devlet bölgede

Haberin Ankara'ya ulaşmasıyla Başbakan Süleyman Demirel Bakanlar Kurulu'nu toplar. Toplantıdan sonra basına konuşan Demirel, can kaybı hakkında hemen bir şey söylemenin yanlış olacağını belirtir, 1939 depremini hatırlatır ve şöyle der: "Erzincan'ımıza yazık olmuştur."

Ertesi sabah Demirel, bakanlar İbrahim Tez, Cavit Çağlar, Erman Şahin, Onur Kumbaracıbaşı, Nevzat Ayaz ve Yıldırım Aktuna ile birlikte Erzincan'dadır. Cumhurbaşkanı Turgut Özal da aynı gün şehre gelir. 14 Mart'ta bölgede olağanüstü hâl ilan edilir.

Demirel, Meclis'e verdiği bilgide kurtarma çalışmalarına 2.570 er ile 163 subay ve astsubayın katıldığını, Ankara'dan, Erzurum'dan, Sivas'tan, Trabzon'dan gelen 500'e yakın sağlık personelinin 250 kadar yaralıyı tedavi ettiğini anlatır. Şehre 7.500 çadır ulaşmıştır; 2.500 çadıra daha ihtiyaç vardır.
Başbakan, yıkılan binaların hesabını da sorar. Bir mühendis olarak, defalarca yıkılmış bir şehirde beş altı katlı binalar yapılmasının imar disiplinine ve tekniğe aykırı göründüğünü söyler: "Yer mi yok yani?" Yıkılan kamu binaları için de kesin konuşur: "Yıkılan kamu binalarının ihalelerini soran soracağım."
Şehirde, Üçüncü Ordu Komutanı General Bayar ile Vali Recep Yazıcıoğlu arasında yapılan toplantıda, yardım çalışmalarının bütün kontrolünün, ordunun tam desteğiyle valide olmasına karar verilir.
15 Mart'ta Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü, İçişleri Bakanı İsmet Sezgin ve beraberindeki bakanlarla bölgeye gelir. Devlet Bakanı Erman Şahin'in verdiği bilgiye göre o güne kadar şehirde 9.707 çadır, 47.200 battaniye ve 200 ton yiyecek dağıtılmıştır. Yetkililer, enkazın büyük bölümünün bir hafta on gün içinde kaldırılacağını açıklar.
Enkazın altında 187 saat
Yıkılan binalardan biri, beş katlı bir hastane lojmanıdır. Binada, hastanede görev yapan 22 yaşındaki hemşire Nurcan Arslan da vardır. Bina çöktüğünde Nurcan, enkazın altında, elini kolunu bile oynatamayacağı bir boşlukta sıkışıp kalır.
Yıllar sonra o günleri anlatırken, enkaz altında gece ile gündüzün birbirine karıştığını söyler. Dışarıdaki sesleri yalnızca bir uğultu olarak duyar; günün hangi saatinde olduğunu ancak bu seslerin yoğunluğundan çıkarabilir. Birkaç gün sonra yarı uyku, yarı baygın bir hâle geçer. Mart ayıdır, hava soğuktur; ne yemek vardır ne su.

Dışarıda günler geçer. Umutlar azalır. Ama Nurcan'a, depremden tam 187 saat, yani sekiz gün sonra ulaşılır ve sağ olarak çıkarılır. Gazeteler bu kurtarışı "mucize" diye manşete taşır. Nurcan Arslan, Türkiye'de enkaz altında en uzun süre kalıp kurtulan insanlardan biri olarak hafızalara geçer.
Otuz bir yıl sonra, 6 Şubat 2023 depremlerinin ardından, İzmir'de iki çocuk annesi emekli bir hemşire olarak yaşayan Nurcan Arslan, enkaz altındakilerin yakınlarına seslenir: Umudunu kimse son ana kadar kaybetmesin. Kendisi hakkında yıllarca yazılan "yağmur suyu içerek hayatta kaldı" hikâyelerinin de doğru olmadığını, enkaz altında elini bile kıpırdatamadığını anlatır.
Yardım ve yeniden yapılanma
15 Mart Pazar günü, Erzincan'ın 50 kilometre kadar güneyinde, Tunceli'nin Pülümür ilçesi yakınlarında 6,1 büyüklüğünde güçlü bir artçı deprem olur. Hasar artar, panik yeniden başlar. 22 Mart'a kadar 4'ün üzerindeki artçı depremlerin sayısı otuzu bulur.
Aynı gün İngiliz, İsviçreli, Alman ve Yunan arama kurtarma ekipleri arama köpekleri ve ses dinleme cihazlarıyla şehre ulaşır. Kepçeler, kesme aletleri ve kamyonlar ilk iki gün eksiktir; Pazar ve Pazartesi günlerinden itibaren çevre illerden ağır iş makineleri gelir, kamyonlar enkazı şehir dışına taşımaya başlar. Yabancı ekipler bir hafta içinde ülkelerine döner.
Erzincan'ın 91 bin nüfusunun neredeyse tamamı ve çevredeki 137 köyün insanlarının çoğu evlerine giremez ya da girmeye korkar. Depremden üç gün sonra evsiz sayısının 50-60 bin olduğu tahmin edilir. Çadırlar ilk günlerde yetmez; şehirde karaborsa çadır satışı haberleri gazetelere düşer. Köylerdeki depremzedeler, plastik örtü ve brandalarla kendi barınaklarını kurar; bu barınaklar altı ay sonra bile kullanılmaktadır.

İlk altı gün ekmek ücretsiz dağıtılır. Ekmek önce Ankara'dan, sonra Erzurum ve diğer illerden gelir; Erzincan'ın fırınları ancak 21 Mart'ta yeniden ekmek çıkarabilir. Kızılay ve ordu şehirde seyyar mutfaklar kurar. 20 Mart'a kadar devlet 17.524 çadır, 42 bin battaniye, altı seyyar mutfak, jeneratörler ve bir su arıtma sistemi ulaştırır. Yunanistan, Rusya, Suudi Arabistan, Kuveyt, Belçika ve Pakistan yardım gönderir.
Yardımların dağıtımı da tartışma konusu olur. Bazı köyler unutulduklarını söyler; valilik önünde protestolar yapılır. 20 Mart tarihli Cumhuriyet, İçişleri Bakanlığı'nın Vali Yazıcıoğlu hakkında, yardım dağıtımındaki iddialar üzerine inceleme başlattığını yazar.
Ama yeniden yapılanma, Recep Yazıcıoğlu'nun adıyla birlikte anılacaktır. Şehir ve köyler için 700 milyon dolara varan bir yeniden yapım programı başlatılır; bunun 200 milyon doları Dünya Bankası kredisidir. Yaklaşık 4 bin müstakil ev ve 2.500 apartman dairesinin yapımına girişilir; hedef, kış gelmeden aileleri yeni evlerine yerleştirmektir. ODTÜ, Boğaziçi ve İstanbul Teknik üniversiteleri yeni binaların tasarımına ve denetimine katılır. Ankara, esnaf için 500 geçici dükkân kurar. Kışın beton dökülemeyeceği için bütün çalışmalar Ekim ayı bitmeden tamamlanmaya çalışılır.
Depremin bir yılı dolarken Vali Yazıcıoğlu, vatandaşlara çağrıda bulunur: depreme dayanıklı konut yapmayan, ucuz malzeme kullanan müteahhitler hakkında tazminat davası açmalarını ister. Böyle bir olay Batı'da olsa trilyonluk davaların açılacağını söyler.
Neyi değiştirdi
Erzincan'dan giden göç, depremin görünmeyen yarası olur. Ağustos 1992'de şehrin 1.200 öğretmeninden 1.100'ü tayin istemiştir. Polisler ve memurlar ailelerini Ankara'ya ve başka şehirlere gönderir. Sonraki yıllarda şehir merkezinin nüfusu dörtte bir oranında azalır; Erzincanlılar İstanbul'a, Ankara'ya, İzmir'e, Adana'ya, Mersin'e dağılır.
Deprem, "yıkılmaz" denilen kamu binalarının nasıl yıkılabildiğini Türkiye'nin gündemine taşır. Hastaneler, okullar, yurtlar, otel ve iş hanları, yani en çok insanın bir arada bulunduğu binalar en ağır kayıpları vermiştir. Erzincan'da yapılan inceleme ve raporlar, yumuşak zeminin sarsıntıyı nasıl büyüttüğünü ve yönetmeliğe uyulmamasının bedelini ayrıntılı biçimde ortaya koyar. Bu bulgular, sonraki yıllarda deprem yönetmeliğinin yenilenmesi tartışmalarında başvurulan kaynaklar arasında yer alır.
Yetkililerin kendilerinin de depremzede olduğu bir felakette yerel yönetimin ilk saatlerde neredeyse hiç işleyemediği görülür. Bu ders, Türkiye'de afet yönetiminin yeniden örgütlenmesi tartışmalarında yıllarca hatırlanacaktır.
Bugün

Resmî kayıtlara göre 13 Mart 1992 Erzincan depreminde 653 kişi hayatını kaybetti, 3.850 kişi yaralandı. Erzincan ilinde 1.821 konut ve 823 iş yeri yıkıldı ya da ağır hasar gördü. Çevre köylerde 11 bin büyükbaş ve küçükbaş hayvan telef oldu.

Erzincan, iki büyük depremden sonra yeniden kurulmuş bir şehir olarak yaşıyor. Her 13 Mart'ta şehirde depremde kaybedilenler anılıyor. Vali Recep Yazıcıoğlu ise Erzincan'da bugün hâlâ "süper vali" olarak hatırlanıyor.
Kaynaklar
- NOAA NCEI, Önemli Depremler Veritabanı
- Mitchell, W. A. (1993). Report on the Socio-Economic Impact of the Erzincan, Turkey Earthquake of March 13, 1992. Natural Hazards Research and Applications Information Center, Quick Response Research Report #57.
- Doyran, M. (2023). 1939 ve 1992 Yıllarında Erzincan'da Meydana Gelen Depremlerin Cumhuriyet Gazetesi'ne Yansımaları. Mavi Atlas, 11(2), 321-334.
- Cumhuriyet gazetesi, 14, 15 ve 20 Mart 1992 (Gaste Arşivi üzerinden)
- TBMM Tutanak Dergisi, 1992 (Başbakan Süleyman Demirel'in Erzincan depremi hakkındaki açıklaması)
- Sabah / Yeni Asır, Nurcan Arslan ile söyleşi (10 Şubat 2023)
- Anadolu Ajansı, "Süper Vali Recep Yazıcıoğlu'nun ölümünün üzerinden 19 yıl geçti"
