1855 Bursa Depremi: Küçük Kıyamet ve Yanan Çarşı
28 Şubat 1855'te sarsılan Bursa, kırk gün sonra gelen ikinci depremle yıkıldı; çarşıda çıkan yangın yüzlerce ev ve dükkânı yaktı. Ulu Cami'nin kubbeleri çöktü, Yeşil Türbe'nin çinileri döküldü. Ölü sayısı kaynaklara göre birkaç yüzle birkaç bin arasında. Osmanlı arşivi, tanıkların anlatımları ve Ahmed Vefik Paşa ile Léon Parvillée dönemindeki onarımlar ışığında belgesel anlatım.
Şubat 1855'in son günü, bir çarşamba. Bursa'da hava kararıyor, gök gürlüyor, yağmur başlıyor. Hükümet konağında memurlar işlerinin başında, Ulu Cami'nin yanındaki mektepten çocuklar evlerine dağılıyor. Birkaç dakika sonra yer sallanacak. Kırk gün sonra gelen ikinci sarsıntı ve ardından çıkan yangın, Osmanlı'nın ilk başkentini yıllarca sürecek bir yıkıntıya çevirecek.
Depremden önce
1855'te Bursa, Hudâvendigâr Eyaleti'nin merkezidir. O yıla ait bir nüfus kaydı yoktur. 1831 sayımı şehir merkezinde yalnızca erkekleri sayar: 10.532 Müslüman, 2.800 Ermeni, 2.159 Rum ve 627 Yahudi. Araştırmacılar kadın ve çocuklarla birlikte nüfusun 70 bin dolayında olduğunu tahmin eder. Şehir ipekle geçinir. Hanlar bölgesi, çarşılar ve ipek fabrikaları Uludağ'ın eteğinde yan yana dizilidir. Evlerin çoğu ahşaptır.
Bursa, Osmanlı'nın ilk dönem yapılarıyla doludur. Yıldırım Bayezid'in 1399'da tamamlattığı yirmi kubbeli Ulu Cami çarşının ortasında durur. Doğu tepesinde, Çelebi Sultan Mehmed'in Yeşil Camii ve çinileriyle ünlü Yeşil Türbe yükselir. Hisar'da Osman Gazi ile Orhan Gazi'nin türbeleri vardır. Osman Gazi'nin türbesi, halkın "Davud Manastırı" dediği eski bir Bizans kilisesidir.
Şehir, Kuzey Anadolu Fayı'nın güney kolunun geçtiği bir bölgededir. Kaynaklar 1400, 1418, 1463 ve 1555 yıllarında Bursa'da deprem olduğunu kaydeder. Bursalılar 1855'te yaşananlara "Küçük Kıyamet" adını verecektir.
İmparatorluk o sırada Kırım Savaşı'ndadır. İngiliz ve Fransız askerleri İstanbul'dadır. Devletin gündemi ve hazinesi savaşa bağlanmıştır.
Yağmurlu bir çarşamba
Yabancı kaynaklar ve Bursa'daki İngiliz konsolosu Donald Sandison, ilk depremi 28 Şubat 1855 olarak kaydeder. Osmanlı belgeleri ise hicri takvimle 11 ya da 12 Cemaziyelâhir 1271 tarihini verir. Bu tarih bazı çevirilerde 1-2 Mart'a denk düşürülür. Bugünkü kataloglar büyüklüğü yaklaşık 7 olarak hesaplar. İngilizce kaynaklar 7,0, Türkçe kaynaklar 7,5 der. Merkez, bugünkü Mustafakemalpaşa yönünde gösterilir.
Bursa'dan İstanbul'a gönderilen ilk raporda o öğleden sonra ayrıntılı biçimde anlatılır: Bütün yetkililer hükümet konağındadır. Hava kararır, gök gürler, yağmur başlar. Alaturka saatle dokuzu çeyrek geçe, yıllardır görülmemiş şiddette bir sarsıntı gelir. Raporu yazanlara göre sarsıntı beş saniye kadar sürer. Kentin Ermeni cemaatinden Vahram Manguni'nin anlatımı biraz farklıdır: Önce birkaç saniyelik hafif bir sarsıntı olur, insanlar işlerine döner. On beş dakika sonra on saniye kadar süren asıl yıkıcı deprem gelir.
O sırada Bursa'daki askerî idadide öğrenci olan, ileride Gazi unvanını alacak Ahmed Muhtar Paşa resim dersindedir. Anılarında "Az daha koğuşun tavanı başımıza iniyordu" diye yazar. Ulu Cami'nin iki minaresi şerefelerine kadar yıkılır. Sağdaki minarenin altında duran mektep çöker. Rapora göre çocuklar oradan bir dakika önce çıkmıştır.
İpek fabrikasına düşen kaya
Ermeni kilisesinin yanındaki Bogosyan Mektebi'nde çocuklar henüz evlerine dağılmamıştır. İlk sarsıntıdan sonra öğretmenler onları sınıflara toplar, çocuklar diz çöküp dua eder. İkinci sarsıntıda okulun büyük duvarları yıkılır, moloz kapıları kapatır. Manguni'nin dokuz yaşındaki kuzeni Onnik yıkıntının altında kalır. Ailesi uzun uğraşlardan sonra çocuğun cansız bedenine ulaşır.
En ağır kayıp Hisar'ın dibinde yaşanır. Kalenin bir yanından kopan büyük bir kaya, aşağıdaki Karaoğlanoğlu'nun ipek fabrikasına düşer. Osmanlı raporuna göre fabrikanın sahibi, bir iki oğlu ve otuz kadar işçi kız enkazın altında kalır. Manguni, pencereden atlayan tek bir kadının kurtulduğunu yazar. Enkaz alev alır, yangın dört beş eve daha sıçradıktan sonra söndürülür. Rumların Balıkpazarı dediği mahalleden çok sayıda ceset çıkarılır.
Yetkililer ilk günlerde ayrıntılı rapor bile yazamaz. Bunun sebebini kendileri şöyle açıklar: Herkes kendi canının derdindedir, insanlar enkaz altındadır, camilere ve evlere girip bakmaya henüz sıra gelmemiştir.
Açıkta geçen haftalar
Depremden iki gün sonra yazılan bir raporda halkın meydanlarda ve bahçelerde, çadırsız, çoluk çocuk açıkta yattığı anlatılır. İnsanlar hafif hasarlı camilere bile girmeye cesaret edemez. Cuma namazları için Yıldırım, Yeşil ve Muradiye camilerinin meydanlarına ve Pınarbaşı'ndaki açık alana geçici minberler konması için padişahtan izin istenir.
İstanbul'un yardımı gecikir. Tarihçi Ahmed Cevdet Paşa hatıralarında, depremin İstanbul'da da korkuyla hissedildiğini, ama merkezin Bursa'da olduğu anlaşılınca ciddi bir yardım hamlesi yapılmadığını yazar. Savaş her şeyin önündedir. Haftalık Cerîde-i Havâdis gazetesi de İstanbul'daki sarsıntıyı haber yapar ama ilk sayısında Bursa'dan söz etmez. Cevdet Paşa'ya göre Bursa'dan resmî ayrıntılı yazı ancak dokuz gün sonra gönderilebilir. Cevdet Paşa'nın anlattığına göre, deprem saatlerinde Gemlik'ten İstanbul'a giden bir geminin yolcuları Bursa'nın üzerinde büyük bir ateş görür ve önce bunun bir yanardağ olduğunu sanır. Cevdet Paşa, İngilizlerin şehre iki gemi dolusu ekmek göndermesini, halkın kendi devletinden önce yabancılardan yardım almasını acı bir dille anlatır.
Zamanla çadır gelmeye başlar. Önce 500 çadır istenir, Gemlik'teki 200 çadır da şehre dağıtılır. Bunlar yetmeyince yüz çadır daha gönderilir. Bursa'ya gelen Meclis-i Vâlâ kâtibi Midhat Efendi, bekleme süresi uzamasın diye Amerikan bezinden her biri on kişilik yüz çadır diktirmeyi önerir. Bunun maliyeti 18 bin kuruş olarak hesaplanır. Bazı çadırlarda yedi sekiz aile birlikte kalır. İstanbul'a gitmek isteyenlere vapurlar ayrılır. Arşivde, iki çocuğuyla İstanbul'a gelen Fatma Hatun'un dilekçesi bulunur. Temmuz 1855'te ona ve çocuklarına günlük ekmek bağlanır.
Kırk gün sonra
Sarsıntılar haftalarca ara ara sürer ama şiddetleri azalır. İnsanlar yavaş yavaş sağlam evlerine, dükkânlarına döner. İkinci deprem 11 Nisan 1855 akşamı gelir. Osmanlı kaynakları bu tarihi 12 Nisan'a bağlanan gece olarak verir. İngiliz konsolosuna göre saat sekiz civarıdır. Cevdet Paşa ise saati alaturka biri on geçe olarak yazar. Bugünkü kataloglar bu sarsıntıyı 6,7 ile 7,0 arasında bir büyüklükle verir ve ilk depremin artçısı sayar. Ancak ikinci deprem şehirde ilkinden çok daha fazla yıkım bırakır.
Ahmed Muhtar Paşa, binalara yeniden girmelerinin üzerinden bir hafta geçmeden, akşamla yatsı arasında yerin bir daha sallandığını anlatır. Cevdet Paşa şehrin şiddetli fırtınada iki dalga arasında kalmış bir gemi gibi sallandığını, binaların bir iki arşın ileri geri gidip geldiğini yazar. Bursalı Gökmenzâde Hacı Çelebi İşaretnüma adlı eserinde önce gökten top sesine benzer bir gürültü geldiğini, ardından anlatılamayacak şiddette bir sarsıntı olduğunu yazar. Ona göre bu sarsıntı ilkinin beş, belki on katıdır. Hamile kadınlardan erken doğum yapanlar, korkudan ölen ya da aklını yitirenler olur. Sarsıntılar sabaha kadar birkaç dakikada bir tekrarlanır.
Çarşıyı yakan gece
Sarsıntıyla devrilen mangallar, tandırlar ve sobalar ahşap evleri tutuşturur. Gökmenzâde'ye göre şehrin dört ayrı yerinde yangın çıkar. İkisi yayılmadan söndürülür. Yoğurt Hanı'nın önündeki bir kahveden çıkan yangın ise lodosla büyür. Keresteciler Kaygan Çarşısı'ndadır, oradaki alevler söndürülemez. Cevdet Paşa'ya göre Tatarlar Mahallesi'ne kadar beş yüz kadar ev ve dükkân içindeki eşyalarla birlikte yanar. Gökmenzâde yanan dükkânların sayısını bin dolayında verir. Bitpazarı, Odun Pazarı, Haffaflar, Çıkrıkçılar, Köseleciler ve daha birçok çarşı kül olur.
Manguni'nin babasının Kaygan Camii'nin batısındaki kahvehanesi de o gece yanar. Halk sabaha kadar yangınla uğraşır. Bazı yerlerde alevler ancak yanacak bir şey kalmayınca ya da yüksek han duvarlarına dayanınca söner. Gökmenzâde, yıkılan hanların beş yıl boyunca, 1859'a kadar boş kaldığını yazar.
Kaç kişi öldü?
Ölü sayısı hiçbir zaman kesin olarak belirlenemez. Bursa'daki 1855 depremini arşiv belgeleriyle inceleyen Neslihan Özaydın, rakamların birbirini tutmadığını gösterir. İngiliz konsolosu ilk depremde 300'ü aşkın ölüden söz eder. Cooper'ın aktardığı bir tanık mektubu önce 300, sonra 400 rakamını verir. Gökmenzâde'nin köy köy sayımı toplam 294 ölüye ulaşır, ama bu sayım eksiktir. Türkiye deprem kataloğu 300, Türkiye Ansiklopedisi 700 der.
İkinci depremde fark daha da büyüktür. Konsolos önce 400 ölüden söz eder, sonra halk açıkta yaşadığı için bu sayının 150'yi geçmediği kanısına varır. Hisar'dan düşen taşların yalnızca bu sebeple 20 kişiyi öldürdüğünü de kaydeder. Gökmenzâde ise 3.600 ölü yazar. İngilizce Vikipedi ilk depremde yaklaşık 300, ikincisinde 1.300 ölü verir. Yabancı tanıklardan Hamlin, ilk depremden sonra cami, hamam ve hanlar boş olmasaydı ölü sayısının 6 bine yaklaşabileceğini yazar. Gökmenzâde'nin 3.600 rakamı diğer tanıklıkların çok üstündedir. Gerçek sayının birkaç yüz ile birkaç bin arasında olduğundan başka bir şey söylenemez.
Ulu Cami'nin kubbeleri

Ulu Cami için verilen rakamlar da farklıdır. Gökmenzâde'ye göre ilk depremde iki kubbe yıkılır, dört kubbe zarar görür. İkinci depremde dört kubbe daha çöker. 1855 sonbaharında (Muharrem 1272) hazırlanan keşif defterinde on kubbenin yıkıldığı, kalan kubbelerde ciddi çatlaklar olduğu yazılıdır. Türkçe Vikipedi ise yalnızca iki kubbenin ayakta kaldığını söyler. 2021'de bir İTÜ çalıştayında sunulan bildiriye göre ise doğu minaresi şerefeden, batı minaresi kürsü seviyesinden yıkılır, mihrap önü kubbesiyle öbür kubbelerde çatlaklar oluşur.
Ayaktaki kubbeler de onarılamayacak durumdadır. Nisan 1856'da (15 Şaban 1272) Namık Paşa, ulema ve şehrin ileri gelenleri camide toplu dua eder, ardından kubbeler yıkılmaya başlanır. Keşif defterinde onarım bedeli 893.923 kuruş olarak çıkar. Vakfın geliri yetmediği için öbür sultan vakıflarından katkı alınır. Cemaat bu sürede namazlarını avlularda kılar. İlk ramazan teravihi bir arsaya kurulan tentenin altında kılınır.
Onarımın sonuna doğru Ferhad Paşa denetime gelir. Camideki işi beğenir ama minarelerin eski temelleri üzerinde tamamlanmasına itiraz eder. Minarelerin yıkılıp yeniden yapılmasını ister. Bunun üzerine eski minarelerin yıkılmadan önce resimlerinin çizilmesine ve yenilerinin aslına uygun yapılmasına karar verilir. Duvar yazıları İstanbul'dan gelen hattatlarca yenilenir. Bugün kubbe içlerinde görülen barok süslemeler de bu onarımdan kalır.
Yeşil Türbe ve Fransız mimar

Her yapı Ulu Cami kadar hızlı onarılmaz. İlk raporda Yeşil Camii'nin gövdesi ayakta görünür. Ancak minaresinin şerefesi yıkılmış, minare temeline kadar çatlamıştır. Avludaki şadırvan da çökmüştür. Yeşil Türbe hafif hasarlı diye kaydedilir, ama girişteki çiniler ağır zarar görmüştür. Hisar'daki Osman Gazi ve Orhan Gazi türbeleri ise tamamen yıkılır. Bunlar yeni bir planla yeniden yapılır. Osman Gazi'nin türbesi artık eski Bizans kilisesinin biçimini taşımaz.
1862'de Bursa'ya gelen bir gezgin eğri minareler, çatlak kubbeler ve yıkık duvarlar görür. 1864'te gelen Warsberg, şehrin doğusunda yığın yığın enkaz olduğunu ve onarımların Ahmed Vefik Paşa'yla yeni başladığını yazar. Paris'te elçilik yapmış, on altı dil bildiği söylenen Ahmed Vefik, 1860'ların başında Bursa'ya müfettiş olarak gönderilmiştir. Fransız mühendis Ritter'in önerisiyle, İstanbul'da çalışan Fransız mimar ve dekoratör Léon Parvillée ile anlaşır.
Fransızca kaynaklara göre Parvillée 1863'te İtalyan mimar Pietro Montani ve iki Fransız mühendisle birlikte Bursa'daki yapıları incelemekle görevlendirilir. Keşfi sonucunda Yeşil Camii ile Türbesi'nin 200 bin kuruşa onarılabileceğini bildirir. Kubbeler yıkılmadan demir çemberlerle sarılır, çatlaklar çimentoyla doldurulur. Bu onarım sırasında çinilerin bir kısmı da zarar görür. İki minare eski kaideleri üzerinde yeniden yapılır. Parvillée girişe bir saçak da ekler, bu saçak sonradan kaldırılır. Türkçe Vikipedi, Parvillée'nin türbedeki onarımını 1864-1867 arasına yerleştirir. İngilizce Vikipedi ise türbenin dış çinilerinin çoğunun deprem hasarından sonra Kütahya çinileriyle değiştirildiğini yazar.
Parvillée'nin Bursa'da ne kadar kaldığı bilinmez. Planı yapıp mı ayrıldığı, yoksa işin başında mı kaldığı tartışmalıdır. Kesin olan, 1867'de Paris Dünya Fuarı'nın Osmanlı bölümünü hazırladığıdır. 1874'te yayımladığı 15. yüzyıl Türk mimarisi kitabı da büyük ölçüde Bursa'da gördüklerine dayanır. Bu onarım her zaman takdir görmez. Ekrem Hakkı Ayverdi, sıvası dökülen yüzeylere vurulan badanayı "nahoş" bulur.
Neyi değiştirdi

Deprem, yeni bir şehir planı uygulamasını da kolaylaştırdı. Ahmed Vefik Paşa'nın Paris'te Haussmann'ın çalışmalarını gördüğü ve Süleymaniye onarımında bulunduğu bilinir. Bursa'da yollar açtırdı, sokakları genişletti, Hükümet Konağı'nı yaptırdı. Yıkılan bazı mahalleler dik açılı sokaklarla yeniden kuruldu. Bu düzenlemeler herkesi memnun etmedi. Evleri ve dükkânları yol için yıkılanların öfkesi üzerine paşa ilk görevinden kısa sürede geri çağrıldı. 1879-1882 arasında vali olarak Bursa'ya döndü, tiyatro, hastane ve belediye binası yaptırdı.
Onarımlar onlarca yıl sürdü. 1870'lerde ve sonrasında gelen gezginler hâlâ yıkık camilerden ve sokaklarda duran ahşap ev enkazından söz eder. Vakıfların geliri yetmedi, hazine birçok başvuruyu geri çevirdi. Bugün Bursa'daki tarihî yapıların restorasyonlarında, 1855 sonrası onarımların izleri hâlâ tartışılır.
Bugün
Ulu Cami'nin dış cephesindeki kalın sıva 1950'lerdeki restorasyonda sökülür ve kesme taş yüzey yeniden ortaya çıkar. Yeşil Camii 2010-2012 arasında bir kez daha onarılır. Yeşil Külliye, 2014'ten beri UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki tarihî Bursa alanının parçasıdır. Uzmanlar, şehrin 1855'ten bu yana yıkıcı bir deprem yaşamamasını bölgede biriken gerilimin işareti sayıyor. Bir sonraki büyük depremin merkezinin şehre yakın olabileceği uyarısını yapıyorlar.
Kaynaklar
- Neslihan Özaydın, Arşiv Belgeleri Işığında 1855 Depremi ve Bursa Yapılarına Etkisi, doktora tezi, Uludağ Üniversitesi, 2017: Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri, Gökmenzâde'nin İşaretnüma'sı, Tezâkir-i Cevdet, Manguni (Pamukciyan aktarımıyla), İngiliz konsolosu Sandison'un raporları, Cerîde-i Havâdis
- Eser Çalıkuşu, "1855 Depremi Sonrasında Bursa Emir Sultan Camii ve Türbesi'nin Onarımı" (keşf-i evvel defteri, 1857)
- İTÜ, Bursa Tarihi Cami Minarelerinin Deprem Davranışı Çalıştayı bildiriler kitabı, 2022
- Vikipedi (İngilizce, Türkçe, Fransızca): 1855 Bursa depremi, Bursa Ulu Camii, Yeşil Cami, Yeşil Türbe, Ahmed Vefik Paşa, Léon Parvillée (başlangıç kaynağı)
- NOAA NCEI, Önemli Depremler Veritabanı
