1542 İstanbul Depremi: Kataloglarda Kalan, Belgelerde Bulunmayan Deprem
Avrupa'ya giden bir mektuba göre 12 Haziran 1542 gecesi bir deprem Kanuni'nin sarayını yıktı, İstanbul, Edirne ve Gelibolu'da 120 bin kişi öldü; bir başka mektup 4.500 ölü yazdı. Ama Osmanlı kaynakları bu depremden hiç söz etmiyor. Alman broşürleri, Toskana'daki Mugello depremi ve Tuscia'yı Turcia'ya çeviren bir dizgi hatası: olup olmadığı tartışılan bir depremin belgesel anlatımı.
Haziran 1542. Kanuni Sultan Süleyman'ın İstanbul'u, 1509'daki Küçük Kıyamet'in üzerinden otuz üç yıl geçmiş, yeniden büyüyen bir başkent. Birkaç hafta sonra Avrupa'da bir haber dolaşmaya başlıyor: 12 Haziran gecesi büyük bir deprem sultanın sarayını yıkmış, İstanbul, Edirne ve Gelibolu'da yüz yirmi bin kişi ölmüş. Bugün bile deprem kataloglarında bu olay için 4.500 ölü yazıyor. Ama Osmanlı kaynakları bu geceden hiç söz etmiyor. Bu yazı, olup olmadığı tartışılan bir depremin hikâyesi.
Depremden önce

1542'de tahtta Kanuni Sultan Süleyman oturur. Saltanatının yirmi ikinci yılındadır. Bir yıl önce, 1541'de Habsburgların Budin'i kuşatma girişimini püskürtmüş, Macaristan'daki savaşı sürdürmektedir. Aynı yılın başında Fransa Kralı I. François'nın elçisi Polin, Habsburglara karşı Osmanlı-Fransız ittifakını yenilemek için İstanbul'da pazarlık yapar. Avrupa'nın gözü İstanbul'dadır; şehirden gelen her haber merakla okunur.
Şehir hızla değişmektedir. 1538'de baş mimarlığa getirilen Mimar Sinan, İstanbul'daki ilk büyük işi olan Haseki Sultan Külliyesi'ni bitirmektedir. 1541'de büyük bir yangın Eski Saray'ın önemli bir kısmını yok etmiştir. Uzun süre, Hürrem Sultan'ın ve maiyetinin bu yangından sonra Topkapı'ya taşındığı düşünülmüştür; bugünkü araştırmalar taşınmanın evlilikle başladığını da tartışır. O dönemde Topkapı, Eski Saray'dan ayırmak için Yeni Saray diye anılır. 1542 yılı, Defterdar Camii'nin yapıldığı yıl olarak da kayıtlara geçer.
Küçük Kıyamet'in gölgesi
İstanbullular depremin ne demek olduğunu unutmamıştır. 10 Eylül 1509 gecesi Marmara'nın altında kırılan fay camileri, minareleri, surları yıkmış, halk bu felakete Kıyamet-i Suğrâ, yani Küçük Kıyamet adını vermiştir. Artçılar haftalarca sürmüş, insanlar iki aydan fazla bir süre çatı altında uyumamış, bahçelerde ve tarlalarda yatmıştır. Ölü sayısı kaynaklara göre birkaç yüz ile on üç bin arasında değişir; Venedikli Nicolo Zustignan'ın beş gün sonra yazdığı mektup, depremin gecenin dördüncü saatinde olduğunu söyler.
1509 depreminin haberleri de yalnız İstanbul'la sınırlı değildir. Edirne, Çorlu ve Gelibolu'dan hasar bildirilmiş, Ekim ve Kasım'daki güçlü artçılar Trakya'yı ve Edirne'yi de sarsmıştır. İstanbul, Edirne, Gelibolu üçlüsü, 1542'nin anlatısında yeniden karşımıza çıkacaktır. II. Bayezid, onarım için Anadolu'dan ve Rumeli'den on binlerce işçi toplatmış, dolgu zemine yapı yapılmasını yasaklamıştır. 1542'de şehrin yaşlıları bu geceyi hâlâ hatırlamaktadır.
12 Haziran gecesi: İtalyan mektubu
1542 depremine dair bilinen en eski haber, İstanbul'dan 15 Temmuz 1542 tarihiyle gönderilmiş İtalyanca bir mektuptur. Mektup, şehrin başına gelen pek çok felaketi sayar ve bunların arasında bir depremi anlatır: 12 Haziran gecesi, gece yarısına doğru "korkunç bir deprem" olmuştur.

Mektuba göre deprem pek çok soylu ve değerli binayı yerle bir eder, sultanın sarayının yarısı yıkılır ve burada 2.000 kişi ölür. Yeni Saray'ın neredeyse tamamı çöker, sultanın gözdelerinden 24 kişi hayatını kaybeder. Nöbette olan yeniçerilerin hepsi ya ölür ya yaralanır. Mektubun yazarı yıkımın büyük olduğunu, ama asıl kaybın insan ve hayvan canı olduğunu söyler.
Sonra asıl çarpıcı rakam gelir: İstanbul, Edirne, Gelibolu ve çevrelerinde 120.000 ölü ve sayısız hayvan. Bu rakam, Küçük Kıyamet için verilen en yüksek tahminin, on üç binin, dokuz katından fazladır. Sonraki araştırmacılar bu sayıyı kaba bir abartı olarak görecektir.
Matbaadan çıkan haber
16. yüzyıl Avrupası'nda haberler, "yeni gazete" anlamına gelen ince matbu broşürlerle yayılır. İtalyan mektubu da kısa sürede Almancaya çevrilir. 1542'de basılan bir Alman broşürü, İtalyancadan çevrildiğini belirterek İstanbul, Edirne, Gelibolu ve "yirmi mil genişliğindeki çevrelerinde" Haziran ayında yaşanan korkunç olayları anlatır. Bu broşürün bir nüshası bugün Almanya'daki Clausthal Üniversitesi Kütüphanesi'nde durur.
Broşürün başlığı, haberin niteliği hakkında da bir şey söyler. Başlıkta deprem tek başına değildir: çekirgelerden ve "ateş püskürten bir ejderhadan" da söz edilir. Deprem, çekirge ve ejderha aynı başlıkta yan yana durur; haber, bir tanığın soğukkanlı raporundan çok, uğursuz alametlerle dolu bir yılın hikâyesine benzer.
Augsburg'dan gelen rakam
Hikâyenin ikinci kolu Augsburg'dan gelir. 21 Kasım 1542 tarihli bir mektup, İstanbul'da bir deprem sonucunda 1.700 evin çöktüğünü ve 4.500 kişinin öldüğünü yazar. Ama bu mektup depremin tarihini 12 Haziran olarak değil, 20 Ağustos 1542 olarak verir.
Bu iki ayrıntı, 1.700 ev ve 4.500 ölü, daha sonraki yazarlar tarafından tekrar tekrar aktarılır. Zamanla Haziran'daki deprem anlatısıyla birleşir. Bugün ABD Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi'nin (NOAA) önemli depremler veritabanında 12 Haziran 1542 İstanbul depremi için yazan 4.500 ölü ve 1.700 yıkık ev, Augsburg mektubundaki rakamların aynısıdır.
Böylece aynı olay için iki ayrı tarih ve birbirinden çok farklı iki rakam ortaya çıkar: Haziran mektubunda 120.000 ölü, Kasım mektubunda 4.500 ölü. İkisi de Avrupa'ya giden mektuplardır.
Osmanlı kaynaklarının sessizliği
Sultanın sarayının yarısını yıkan, gözdelerini ve nöbetçi yeniçerileri öldüren bir deprem, Osmanlı vakanüvislerinin gözünden kaçacak bir olay değildir. 1509 depremi Osmanlı kroniklerinde ayrıntılı biçimde anlatılır; onarım için kaç işçi getirildiği bile bilinir. 1542 için ise durum farklıdır.
Tarihî depremler üzerine çalışan deprem bilimci Nicholas Ambraseys, Osmanlı kaynaklarında bu depremi doğrulayan hiçbir kayıt bulamadığını yazar. Dahası, Topkapı Sarayı'nın çağdaş kaynaklara dayanarak yazılmış ayrıntılı yeni bir tarihi de böyle bir olaydan söz etmez. Sarayın yarısı yıkılmış olsaydı, onarımının izi de belgelerde kalırdı.
Ambraseys bir başka ayrıntıya daha dikkat çeker: o dönemin broşürlerinin birkaçı aynı günlerde bir yangından ve şiddetli fırtınalardan da söz eder. Ona göre anlatılanlar tamamen uydurma değilse, depreme yüklenen büyük yıkım bu yangın ve fırtınalardan kaynaklanmış olabilir.
Tuscia mı, Turcia mı?

Hikâyenin en ilginç parçası İtalya'dadır. 13 Haziran 1542'de, yani İstanbul depremi için verilen tarihten yalnızca bir gün sonra, Toskana'nın Mugello vadisinde yıkıcı bir deprem olur. Scarperia kasabasının kalesi büyük ölçüde yıkılır; Galliano, Sant'Agata, Barberino ve çevresindeki köyler zarar görür.
Mugello depreminin ölü sayısı için de iki rakam vardır: İtalyanca Vikipedi yaklaşık 150, NOAA ise 113 ölü yazar. NOAA bu depremde 1.740 evin hasar gördüğünü kaydeder. Scarperia girişindeki Madonna dei Terremoti, yani "Depremlerin Meryem'i" şapeli bu depremin hatırasını taşır. Deprem Kuzey Avrupa'da basılan broşürlerde geniş yer bulur; dönemin dinî havası içinde günahlara verilmiş bir ceza olarak okunur.
Ambraseys'in 1997'de Balkan depremleri üzerine yaptığı incelemede yazdığına göre, Trakya depremi sonraki yazarlar tarafından sık sık neredeyse aynı güne denk gelen bu Toskana depremiyle birlikte anlatılır. Dönemin bir broşüründeki dizgi hatası, Toskana'nın Latince adı "Tuscia"yı, Türkiye anlamına gelen "Turcia"ya çevirmiştir. Tek bir harf, bir İtalyan kasabasının felaketini Osmanlı topraklarına taşımış olabilir.
Kataloglar ne diyor
1542 depremi hakkındaki bilimsel görüş de zamanla değişir. Ambraseys ve tarihçi Caroline Finkel 1991'de İstanbul ve Marmara'nın uzun dönemli depremselliği üzerine yayımladıkları makalede olayı gerçek bir deprem olarak ele alır. Onlara göre Gelibolu, Edirne ve İstanbul arasında ağır hasar ve büyük can kaybı olmuştur; Avrupa kaynaklarının verdiği on binlerce ölü ise Osmanlı kaynaklarıyla doğrulanmadığı için büyük olasılıkla abartıdır. Merkez üssü belirlenemez; Marmara'nın kuzey kıyısının ortası olası bir yer olarak gösterilir. Sarsıntının Selanik yakınlarında da güçlü hissedildiği soru işaretiyle not edilir.
İkilinin 1995'te yayımladığı 1500-1800 yılları arasındaki Türkiye depremleri kitabını Türk Tarih Kurumu'nun dergisi Belleten'de tanıtan tarihçi Zafer Gölen de depremi kitabın örnekleri arasında sayar: 12 Haziran 1542'de İstanbul, Edirne ve Gelibolu'yu etkileyen depremde sultanın sarayının bir bölümü de dahil çok sayıda bina yıkılmış, binlerce kişi ölmüş, can ve mal kaybı 150 kilometrelik bir alana yayılmış, güçlü artçılar yeni kayıplara yol açmıştır.
Ama Ambraseys sonraki çalışmalarında görüşünü değiştirir. 1997'deki Balkan incelemesinde ve 2009'da yayımlanan Akdeniz ve Orta Doğu depremleri kitabında 1542 olayını "sahte" ya da en azından aşırı abartılmış anlatıların konusu olarak niteler. NOAA'nın kaydı bugün iki görüşü yan yana taşır: üstte 1.700 ev ve 4.500 ölü, altta olayın sahte olabileceği uyarısı.
Neyi değiştirdi
1542 depremi İstanbul'un yapılarını değiştirmedi; belki de hiç yaşanmadı. Ama tarihî deprem araştırmalarına önemli bir ders bıraktı. Avrupa'ya ulaşan tek bir mektup, çevrilen ve yeniden basılan broşürlerle yüzyıllarca dolaşabilir; bir dizgi hatası bir depremi bir ülkeden ötekine taşıyabilir; farklı aylara ait iki haber birleşip tek bir olay gibi kataloğa girebilir.
Bu ders yalnızca tarih için değil, bugünün deprem tehlikesi için de önemlidir. Marmara'daki fay parçalarının ne sıklıkla kırıldığı, geçmiş depremlerin listesinden hesaplanır. Listede olmayan bir depremi varmış gibi saymak da, gerçek bir depremi atlamak da İstanbul'un geleceğine dair tahminleri değiştirir.
Gerçek bir sonraki büyük sarsıntı on dört yıl sonra gelir. 10 Mayıs 1556'da Marmara'nın doğusunda olan deprem, Erdek yakınındaki Aydıncık başta olmak üzere pek çok yeri yıkar, Bursa ve İstanbul'da evler, camiler ve surların bazı bölümleri zarar görür. Ayasofya'nın duvarları çatlar, Fatih Camii onarılmak zorunda kalınır. Ambraseys bu depremin büyüklüğünü, İstanbul'dan gelen abartılı hasar haberlerinden çok, hissedildiği geniş alana bakarak değerlendirir.
Bugün

Kanuni döneminin 1542 yılına tarihlenen yapıları bugün de ayakta. Defterdar Camii hâlâ ayakta. Topkapı Sarayı'nın ikinci avlusuna açılan Bâbüsselâm, yani Orta Kapı'nın üzerindeki kitabe, kapıyı en geç 1542'ye tarihler. Sarayın yarısının o yaz yıkıldığını anlatan mektuba rağmen, Osmanlı belgelerinde böyle bir onarımın izi bulunmuyor.
Scarperia'da ise Depremlerin Meryem'i şapeli, 13 Haziran 1542'nin acısını hâlâ hatırlatıyor. İstanbul'un deprem tarihi 1509'dan 1556'ya, 1766'dan 1894'e ve 1999'a uzanan gerçek sarsıntılarla dolu. 1542 ise bu tarihin kenarında, katalogda kalan ama belgelerde doğrulanamayan bir soru işareti olarak duruyor.
Kaynaklar
- NOAA NCEI, Önemli Depremler Veritabanı: 1542 İstanbul (kayıt 10846), 1542 Scarperia, 1509 İstanbul ve 1556 Marmara kayıtları ile açıklamaları
- Ambraseys, N. N. ve Finkel, C. F. (1991). Long-term seismicity of Istanbul and of the Marmara Sea region. Terra Nova, 3(5), 527-539 (NOAA kaydında aktarıldığı biçimiyle)
- Ambraseys, N. N. (1997). Investigation of earthquakes (1400-1899) in the Balkan area (AHEAD Avrupa Tarihî Deprem Verileri Arşivi kaydı)
- Ambraseys, N. N. (2009). Earthquakes in the Mediterranean and Middle East: A Multidisciplinary Study of Seismicity up to 1900. Cambridge University Press (NOAA kaydında aktarıldığı biçimiyle)
- Gölen, Z. (2000). Ambraseys ve Finkel, The Seismicity of Turkey and Adjacent Areas, 1500-1800 kitap tanıtımı. Belleten, 64(240), 657-660
- Heidelberg Üniversitesi çeviri bibliyografyası: 1542 tarihli Almanca broşür "Newe zeytung erschrecklicher Dinge…" (İtalyancadan çeviri, Clausthal Üniversitesi Kütüphanesi)
- Vikipedi (İngilizce, Türkçe, İtalyanca): Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan, Topkapı Sarayı, İstanbul zaman çizelgesi, 1509 İstanbul depremi, Mugello depremleri (başlangıç kaynağı)
