Ortadoğu ve Kafkasya Depremleri
1157 Suriye Depremleri: Şeyzer Kalesi Bir Sünnet Düğününde Çöktü
Ağustos 1157'de, bir yıldır süren sarsıntıların doruğunda gelen deprem Hama'yı ve Şeyzer'i yıktı; Şeyzer kalesi sünnet şöleni için toplanan Münkızoğulları ailesinin üzerine çöktü, Hama'da bir okul çocuklarla birlikte yıkıldı. İbnü'l-Kalânisî'nin kroniği, Usame bin Münkız'ın ağıtı ve yıkıntılar üzerinde süren Nureddin-Haçlı rekabetiyle belgesel anlatım.
Ağustos 1157. Orta Suriye, Haçlı Seferleri'nin ortasında. Asi Nehri'nin kıyısındaki Şeyzer kalesinde Münkızoğulları ailesi bir sünnet düğünü için toplanıyor. Bir yıldır bölge durmadan sallanıyor; insanlar sarsıntılara alışmış. O ağustosta gelen deprem Hama'yı, Şeyzer'i ve çevresindeki kasabaları yerle bir ediyor. Kale, içindeki aileyle birlikte çöküyor. Ailenin en ünlü üyesi Usame bin Münkız ise o gün Şam'dadır ve hayatta kalır.
Asi'nin kıyısındaki kale

Şeyzer, Hama'nın yaklaşık 25 kilometre kuzeybatısında, Asi Nehri'nin (Orontes) önemli bir geçit noktasındadır. Kale dik bir sırtın üzerinde durur; nehir onu kuzeyden ve doğudan sarar, güneyde derin bir hendek kaleyi yaylanın geri kalanından ayırır. Usame bin Münkız'ın anlatımına göre kaleye tek bir girişten, nehrin üzerindeki taş köprüden ulaşılır. Köprünün çevresinde aşağı şehir, kalenin içinde yukarı şehir vardır.
Kale 1081'den beri Münkızoğulları adlı Arap ailesinin elindedir. Aile bu küçük beyliği, Bizans'ın, Selçukluların, Haçlıların ve Haşhaşilerin arasında, kimi zaman savaşarak, kimi zaman haraç ödeyerek ayakta tutar. 1111'de Haçlılar, 1138'de Bizans İmparatoru II. Ioannes Komnenos kaleyi kuşatır, ikisi de alamaz. Kırsal topraklarında çoğunluk Rum Ortodoks Hristiyanlardır; tarihçiler Münkızoğullarının farklı inançlara hoşgörülü yöneticiler olduğunu yazar.
1154'te uzun yıllar beylik yapan Sultan bin Ali ölür, yerine oğlu Tacüddevle Muhammed geçer. Bölgenin büyük gücü ise Halep'in ve 1154'ten beri Şam'ın da hâkimi olan Zengi hükümdarı Nureddin Mahmud'dur. Şeyzer onun egemenliğini tanır ama kendi işlerini kendisi yürütür.
Bir yıl süren sarsıntılar
Felaket bir anda gelmez. Şamlı tarihçi İbnü'l-Kalânisî, bu yılları yaşarken kayda geçirir ve haberleri kuzeyden gelen ulaklardan öğrenir. Onun yazdığına göre 13 Ekim 1156 gecesi başlayan sarsıntılar gün boyunca yaklaşık 40 kez tekrarlanır. Şam hasar görmez ama Şeyzer'de evlerin çoğu içindekilerin üzerine çöker. Kefertab ve Hama halkı canını kurtarmak için kasabalarını terk eder; Apamea'da bir kule yıkılır.
Ardından 9 Aralık 1156'da Halep'te evler çöker, 2 Nisan 1157'de Şeyzer, Hama, Kefertab ve Apamea'dan yeni yıkım haberleri gelir. 14 Temmuz 1157 gecesi bir sarsıntı daha olur; Halep ve Humus halkı dehşete düşer, Hama'da, Kefertab'da ve Apamea'da önceki depremlerden sonra onarılan yapılar yeniden yıkılır.
Ermeni bir din adamı olan Rahip Grigor, Müslüman kasabaların temellerine kadar yıkıldığını ve artçıların on dört ay boyunca kesintisiz sürdüğünü yazar. Bugünkü sismologlar bu diziyi, Ölü Deniz Fay Zonu'nun kuzey kesiminde yaşanan, 1156'dan 1159'a uzanan tek bir uzun deprem fırtınası olarak inceler. 1138 Halep depremiyle başlayan dizinin ardından bölge yirmi yıl içinde ikinci kez bu kadar ağır sarsılmaktadır.
Nureddin'in yazı
1157 yazı aynı zamanda bir savaş yazıdır. Nureddin, Haçlı topraklarına sefer düzenlemektedir. Temmuz ortasında Konya Selçuklu Sultanı Mesud'un oğlu II. Kılıç Arslan'ın büyük bir orduyla Antakya'yı kuşatmaya geldiği haberi alınır. Nureddin ile Kudüs'ün Frank kralı arasında mektuplar gidip gelir ama ateşkes görüşmeleri sonuç vermez.
İbnü'l-Kalânisî'ye göre Nureddin 3 Ağustos'ta ordusunun bir bölümüyle Şam'a döner, geri kalanını sınırda bırakır. 11 Ağustos'ta Halep'e doğru yola çıkar: amacı bölgenin savunmasını yerinde denetlemektir. Ertesi gün büyük deprem gelir.
12 Ağustos
İbnü'l-Kalânisî, 12 Ağustos 1157 Pazartesi günü öğleden sonra, günün dokuzuncu saatinde Şam'da daha önce hiç görülmemiş bir deprem olduğunu yazar. Ambraseys'in kullandığı çeviride saat yedinci saat olarak geçer; kesin an bilinmez. Sarsıntı o kadar uzun sürer ki insanlar evlerinden, dükkânlarından, tavanı olan her yerden kaçar. Kargaşada Emevi Camii'nden pek çok değerli eşya kaybolur. Akşam, gece yarısı ve sabaha karşı yeni sarsıntılar gelir.
16 Ağustos Cuma günü korku yeniden başlar; sarsıntılar birkaç gün sürer. Eylül başında gelen bir başka depremde Şam'ın kapıları açılır ve halk tarlalara, kırlara, çöle dökülür. İnsanlar günlerce açıkta kalıp dua eder.
Şam yıkılmaz. Asıl yıkım kuzeydedir. İngiliz sismolog Nicholas Ambraseys, yüzyıllar boyunca yazılmış kayıtlardan çizdiği haritaya göre depremin büyüklüğünü 7,2 (artı eksi 0,3) olarak hesaplar. En ağır hasar bölgesi Maarretünnuman, Kefertab, Apamea, Şeyzer, Hama, Masyaf ve Barin arasında, Asi vadisi boyunca kuzey-güney doğrultusunda yaklaşık 120 kilometrelik bir şerittir. İtalyan araştırmacılar Guidoboni ve Comastri ise yıkımı tek bir güne bağlamaz; 9 Ağustos ile 7 Eylül arasındaki sarsıntıların toplam etkisi olarak değerlendirir.
Şeyzer'de sünnet düğünü
Kuzeyden gelen haberler korkunçtur. İbnü'l-Kalânisî'nin aktardığına göre Şeyzer'in aşağı şehri, daha önce yıkılanlar dışında, ayakta kalır. Ama ünlü kale, valisi Tacüddevle'nin ve adamlarının üzerine çöker; yalnız dışarıda olan birkaç kişi kurtulur.
Sonraki kuşak tarihçiler, o gün kalede neden bu kadar çok aile üyesinin bulunduğunu da anlatır. Tacüddevle oğlunu sünnet ettirmiş, sarayında bir şölen veriyordur; aile kalede toplanmış, şehir halkı da davet edilmiştir. Halepli tarihçi Kemaleddin İbnü'l-Adîm, depremden yaklaşık yüz yıl sonra şu hikâyeyi yazar: Emirin çok sevdiği bir atı vardır ve bu at her toplantıda kapının önünde durur. Deprem başlayınca insanlar dışarı kaçmaya çalışır; at, kapıdan ilk çıkanı tekmeleyip öldürür, öbürleri çıkamaz ve saray üzerlerine yıkılır. Ebü'l-Fidâ da aynı hikâyeyi tekrarlar. Bu ayrıntının ne kadar gerçek olduğunu bilmek mümkün değildir; çağdaş tanık İbnü'l-Kalânisî attan söz etmez.
Ailede tek bir kişi kurtulur: Tacüddevle'nin karısı, Şam'ın eski hükümdarı Şemsülmülük'ün kız kardeşi. Kemaleddin'e göre prenses yıkıntıların altından çıkarılır ve hayata döndürülür. Hristiyan kaynaklar ise kalede yalnızca bir kadınla bir hizmetkârın kurtulduğunu yazar. Bir kaynak, kalenin üzerinde durduğu tepenin yarısının çöktüğünü söyler; Ambraseys bunu yıkımı ağırlaştıran bir heyelanın izi olarak yorumlar.
Hama'da bir okul
En büyük kayıp Hama'dadır. İbnü'l-Kalânisî'nin aldığı haber, Hama'nın kalesiyle, bütün evleriyle birlikte halkın başına yıkıldığını, yaşlıların, gençlerin, kadınların ve çocukların altında kaldığını, ancak bir avuç insanın kurtulduğunu söyler. Asi'nin kıyısına sıkışık biçimde yapılmış büyük konaklar ve nehir boyundaki kale çöker.
Depremden birkaç on yıl sonra yazan İbnü'l-Esîr, ölülerin çokluğunu anlatmak için bir öğretmenin hikâyesini aktarır. Hamalı bir öğretmen bir iş için okuldan ayrılır; döndüğünde şehir yıkılmış, okul içindeki bütün çocukların üzerine çökmüştür. Öğretmenin söylediğine göre hiçbir anne baba çocuğunu sormaya gelmez. Çünkü onlar da ölmüştür.
Felaket yalnız bu iki şehirle sınırlı değildir. Kefertab'da kurtulan neredeyse yoktur; Apamea'nın iç kalesi yıkılır. Humus halkı öncü sarsıntılarla şehrin dışına kaçtığı için kurtulur ama evleri ve kalesi yıkılır. Halep'te bazı yapılar çöker, halk şehri terk edip günlerce dışarıda kalır. Selemiye harap olur. Haçlı topraklarında Hısnülekrad'ın ve Arka'nın yıkıldığı, Lazkiye'de yarılan topraktan çamur ve su fışkırdığı yazılır.
Rakamlar ve abartılar
Bu depremin ölü sayısı bilinmiyor; kaynaklardaki rakamlar birbirini tutmuyor. 1234'e kadar gelen anonim Süryani kroniği yalnız Şeyzer'de 40 bin kişinin öldüğünü yazar; Ambraseys bunu "kaba bir abartı" sayar. Depremden birkaç yıl sonra bölgeden geçen Yahudi gezgin Tudelalı Benjamin, Hama'da bir günde 20 bin ya da 25 bin kişinin öldüğünü duyar; rakam, onun yazısını aktaran kaynağa göre değişir ve bir kısmı 1170'teki depremle karışmış olabilir.
Halep'te Bağdatlı tarihçi İbnü'l-Cevzî 100, Süryani Mihael 500 ölüden söz eder. Müslüman kaynakların Antakya ve Trablus için yazdığı "halkın çoğu öldü" ifadelerine Ambraseys kuşkuyla bakar; Batılı kaynaklarda buna işaret yoktur. Çağdaş tanıklık, ölülerin sayılamayacak kadar çok olduğunu söyler; gerçek sayı bilinmez.
Bazı modern listeler depremin Fırat kıyısındaki Rahbe kalesini de yıktığını yazar. Ambraseys'e göre kaynaklar Rahbe'nin hasar gördüğünü açıkça söylemez; yalnızca depremin etkisinin o yöne doğru hissedildiğini anlatır.
Yıkıntıların üzerinde savaş
Yıkılan surlar bölgeyi savunmasız bırakır. İbnü'l-Esîr'e göre Nureddin, Frankların yıkık kalelere saldırmasından korkar; ordusunu toplar, sınırda bekler ve her yerde surlar onarılırken Frank topraklarına akınlar düzenler. Ebü'l-Fidâ, yakında bulunan Nureddin'e bağlı bir emirin hemen Şeyzer'e koşup kaleyi ele geçirdiğini yazar.
Kemaleddin'e göre Nureddin de Şeyzer'e gelir ve kurtulan prensesten aileye ait parayı ister. Prensesin cevabı kısadır: evi kendisinin ve ailesinin üzerine yıkılmıştır, yıkıntının altından çıkarılmıştır, hiçbir şey bilmez; bir şey varsa enkazın altındadır.
Kale bu sırada başka ellere de geçer. Masyaf'taki Haşhaşiler yıkıntıları tutar. 1157 sonbaharında Nureddin ağır hastalanınca Haçlılar fırsatı kaçırmaz: Kudüs Kralı III. Baudouin, Antakya Prinkepsi Renaud, Flandre Kontu Thierry ve Trablus Kontu III. Raymond, Ermeni Kilikya hâkimi II. Toros'un desteğiyle Şeyzer'e yürür. Aşağı şehri kolayca alırlar; ama kalenin kime verileceği konusunda anlaşamazlar. Baudouin kaleyi Thierry'ye vermek ister, Renaud buna itiraz eder, Thierry de Renaud'ya bağlılık yemini etmeyi reddeder. Kuşatma kaldırılır.
Nureddin iyileşince Şeyzer'e gelir; hem kuşatmanın hem depremin yıktığı yerleri onartır, surları yeniden kurdurur. Kaleyi Münkızoğullarından kimseye geri vermez; Sabikuddin Osman bin ed-Daye'ye bırakır. Daye ailesi Şeyzer'i 1233'e kadar elinde tutar. Orta Suriye'de yarı bağımsız kalan son kasaba da böylece Zengi devletine katılır.
Şam'daki şair
Usame bin Münkız 4 Temmuz 1095'te Şeyzer'de doğmuştur. Gençliğini amcası Sultan'ın yanında avda ve savaşta geçirmiş, ama amcasının oğlu doğunca gözden düşmüştür. Babası 1137'de ölünce Şeyzer'den kesin olarak ayrılır; Zengi'ye, Şam'ın Bûrî atabeylerine, Kahire'deki Fatımi sarayına hizmet eder, Haçlılarla elçilik görüşmeleri yapar. 1154'te Nureddin'in Şam'ına sığınır. 1156'da ailesini Mısır'dan getirtirken yolda Haçlılar kafileyi yağmalar ve Usame bütün kütüphanesini kaybeder.
Ertesi yaz deprem, Şeyzer'deki akrabalarının neredeyse hepsini öldürür. Onu gözden düşüren amcası Sultan'ın oğlu Tacüddevle ve çocukları da ölenler arasındadır. Usame bu kayıp üzerine bir ağıt yazar. Çevirmen Philip Hitti'nin aktardığı bir beyitte şair, amcasının çocuklarının kanını, kendisine gösterdikleri düşmanlığa rağmen, kendi babasının çocuklarının kanı gibi saydığını söyler. Ambraseys'in aktardığına göre Usame, Hama'nın içine düştüğü acıklı durumu da bir mersiyede anlatır.
Usame depremden sonra Şam'da kalır. 1160'ta hacca gider, 1164'te Nureddin'le birlikte Harim savaşındadır. Sonra Hısnkeyfa'daki Artuklu sarayına geçer. 1174'te Selahaddin onu Şam'a çağırır. İleri yaşında, emekliliğinde yazdığı anı kitabı Kitâbü'l-İ'tibâr, Haçlı Seferleri döneminin en canlı tanıklıklarından biri olur ve Şeyzer'deki gençlik yıllarını ölümsüzleştirir. Usame 17 Kasım 1188'de Şam'da ölür.
Neyi değiştirdi
Deprem, yaklaşık 75 yıldır Şeyzer'i elinde tutan bir aileyi tek bir sarsıntıyla tarihten sildi. Bizans'ın, Haçlıların ve Selçukluların alamadığı Şeyzer, depremden sonra birkaç ay içinde el değiştirdi ve Nureddin'in birleşik Suriye devletinin parçası oldu. Haçlı Seferleri tarihi yazanlar bu yüzden 1157 depremini, Zengi gücünün Orta Suriye'ye yerleşmesinin dönüm noktalarından biri sayar.
Kemaleddin'e göre Nureddin o yıl Şeyzer'deyken ülkesinde 150 bin dinarlık vergi ve resmi kaldırdı. Ebu Şâme bu vergi affını şehir şehir sıralar. Ama Ambraseys bir ayrıntıya dikkat çeker: aynı kaynak, affın nedeni olarak depremi değil, Frankların verdiği zararı gösterir. Vergi kayıtlarından depremin büyüklüğünü çıkarmak bu yüzden yanıltıcı olabilir.

Hama'da yeniden yapım hemen başladı. Hasaneyn Camii ve kale surları yeniden kuruldu. Kalenin güneyindeki küçük bir mescidin duvarındaki kitabe, yapının "Hama depremi"nde yıkıldıktan sonra yenilendiğini bugün de söylüyor. Bilim için ise 1156-1159 dizisi, Ölü Deniz Fay Zonu'nun kuzeyinde depremlerin tek bir sarsıntı olarak değil, aylara ve yıllara yayılan dalgalar hâlinde gelebileceğinin en iyi belgelenmiş örneklerinden biri oldu.
Bugün
Şeyzer kalesi 1170 depreminde yeniden yıkıldı, Selahaddin, Harzemliler ve Memlük Sultanı Baybars döneminde el değiştirip yeniden yapıldı. 1958'de ulusal anıt ilan edildi, kalenin içinde yaşayan son aileler kazılar için başka yere taşındı. Bugün Kalat Şeyzer adıyla bilinen kalıntılar Asi'nin üzerinde duruyor.

Hama, nehir kıyısındaki dev su dolapları (norialar) ile tanınan bir şehir. Nureddin'in depremden sonra, 1163'te yenilettiği Nuri Camii şehrin tarihî yapılarından biri. Şehir defalarca yıkılıp yeniden kuruldu; 1157'de enkazın altında kalan okulun yerini bilen kimse yok.
Kaynaklar
- İbnü'l-Kalânisî, Zeyl-u Târîhi Dımaşk (çağdaş Şam kroniği), H. A. R. Gibb'in İngilizce çevirisi The Damascus Chronicle of the Crusades (1932) ve Ambraseys ile Guidoboni-Comastri'deki çeviri parçalar
- İbnü'l-Esîr, el-Kâmil fi't-Târîh; Kemaleddin İbnü'l-Adîm, Zübdetü'l-Haleb; Ebü'l-Fidâ, el-Muhtasar (Recueil des historiens des croisades ve Blochet 1900 çevirilerinden aktarılan bölümler)
- N. Ambraseys (2009), Earthquakes in the Mediterranean and Middle East, Cambridge University Press (1157 depremi bölümü)
- E. Guidoboni ve A. Comastri (2005), Catalogue of Earthquakes and Tsunamis in the Mediterranean Area from the 11th to the 15th Century
- J. Williams, Dead Sea Earthquake Catalog (deadseaquake.info), 1156-1159 Suriye depremleri ve kaynak metin derlemesi
- Philip K. Hitti (1929), An Arab-Syrian Gentleman and Warrior in the Period of the Crusades: Memoirs of Usamah ibn-Munqidh, giriş bölümü
- Vikipedi (İngilizce), 1157 Hama earthquake, Shaizar, Banu Munqidh, Usama ibn Munqidh, Siege of Shaizar (1157), Hama (başlangıç kaynağı)
